Bu sene heyecanla beklediğim finallerden biri olan 'Festival Della Canzone Italiana Di Sanremo' Yarın yani 12 Şubat akşamı başlıyor!! Kısa adıyla Festival di Sanremo, 1951'den beri İtalya'nın Sanremo şehrinde yapılıyor. Önceleri 'Casino Di Sanremo'da yapılmaya başlanan yarışma, kapasitesinin yetersiz gelmesiyle 'Teatro Ariston'a taşınıyor ve hala burada yapılıyor. Yarışmanın büyük önemiyse Eurovision'un doğuşuna ilham olması.
He sene İtalyanların heyecanla beklediği yarışmadan 63 yıldır İtalya'nın çok önemli isimleri geçmiş ve geçmeye de devam ediyor. Yarışmanın ilk birincisi ünvanı 'Nilla Pizzi'ye ait. Kazanma rekoru ise 1958,1959,1962 ve 1966'da yarışan Nel Blu Dipinto Di Blu / Volare isimli şarkıyla tanıdığımız İtalyanların efsanesi 'Domenico Modugno'nun.
Yarışmanın biraz karışık bir sistemi var normalde benim de çok anlamadığım sistemi bu sene İtalyanca öğrenmemle büyük bir kısmını çözmüş bulunuyorum. Yarışmanın 2 Kategorisi bulunuyor Campioni (Şampiyonlar) ve Giovani (Gençler). Bu ayrım müzik piyasasında yeni olup olunmadığına ve daha önce yarışmaya katılıp katılınmadığına bağlı olarak yapılıyor. 14 sanatçı şampiyon 8 de gençler ekibinde bulunuyor.
Ne zaman “Eurovision’u en çok önemseyen ülke biziz”
cümlesini duysam çok sinirlenirim. Haklı yanlarımı da diğer ülkelerin
yaptıkları Eurovision tadında geçen ulusal finalleri seyrederek de anlayabilirsiniz. Eurovision’u
önemsiyoruz elbet ama nasıl önemsiyoruz ona bir bakmak gerek.
Bizim ülkede yapılan
bir işe iyi mi kötü mü diye bakılmadan direk yerme moduna geçiliyor. ‘Yiğidi
öldür ama hakkını da yeme’ cümlesini ya anlamıyoruz ya da artık lügatta yok. Bu
yazının çıkma nedeniyse dün geceki Norveç Ulusal Finali olan MGP’de geçen
senenin Eurovision Norveç temsilci Tooji’nin sahne alması. Tooji geçen sene tam
da bu zamanlar MGP’de yarışmayı birinci bitirip ülkesini temsil etme hakkı kazanmıştı.
Seçildiği günden beri bütün fanların gözdesi olmuştu. Norveçliler ve bütün
Avrupa ona bayılıyordu ki sebebi de gerçekten MGP’de harika bir performans
göstermesiydi ve bu yüzden Norveçlilerin ondan beklentileri çok büyüktü. Bakü’de
ise işler bozulmaya başladı. Kendi yarı finalini geçti ama son sırada çıkarak
zar zor geçti. Bununla birlikte finalde sonuncu oldu.
Şimdi şöyle bir düşünün bu olayı bizim sanatçılarımızdan
biri yaşasa Türkiye’ye döndüğünde hatta daha dönmeden neler duyar neler yaşardı? Pekala bunu geçtim
en azından Yüksek Sadakat’in neler yaşadığını ne tepkiler aldığını düşünün.
Eğer önemsemek derken iyi derece alamayan sanatçıyı yermek onu yeteneksiz
bulmaktan ve aldığımız sonucu gurur yapmaktan bahsediyorsak evet bu anlamda
Eurovision’u en çok önemseyen ülkeyiz. Peki
Tooji neler yaşadı? Kimse onun yeteneğininde kusur bulmadı, kimse ona artık o
yokmuş gibi davranmadı. Aksine programlara katıldı, Junior Eurovision için
yapılan ülke finalini sundu v.s derken
bu akşam tekrar MGP sahnesine çıktı. Üstelik ülkesine sonunculuk getirdiği
şarkısının yeni versiyonuyla performans sergiledi ve ayakta alkış aldı. Tooji
sadece bir örnek ve neredeyse her ülke sanatçılarına bu yönde davranıyor.
Anlatmak istediğim Avrupa çapında yapılan en büyük
organizasyonlarından biri olan Eurovision yılda yalnızca 3 geceden ibaret ve
ortaya çıkma sebebi de ‘Eğlenmek’. Kim kime ne oy vermiş, kim ne sonuç almış
tartışıp gurur meselesine getirileceğine yalnızca eğlenmeye odaklanılsa yarışma
amacına ulaşacak. Aslında yarışma amacında ama onu huzursuz yapan biz
Türkleriz.
Yarışma’da politika yok mu? Var. Bunun en çok ekmeğini yiyen
de Türkiye. İskandinav ülkeleri, Sovyet
ülkeleri, Balkan ülkeleri sürekli birbirine oy veriyorsa ne olmuş? Yarışmada
tek bir birinci var ve o sıfatı da hep hak eden alıyor. Kimse çıkıp da diyemez
ki bu ülke kendi komşularından dolayı birinci oldu. Alt tarafı 3,4 ülkenin puan
vermesiyle birinci olunur mu?
Söylediklerim size bir şey ifade etmiyorsa ve tam aksini
düşünüyorsanız bu demektir ki Eurovision sizin için çok önemsiz, gereksiz bir şey. Bu
durumda sineye çekilin. İzlemek zorunda
olmadığınız gibi yorum yapmak gibi bir sorumluluğunuz da yok.
Yılın en güzel dönemi Eurovision ile geçen 2 hafta olsa da
biz fanların vazgeçilmezi olan bir diğer şeyse İsveç Ulusal Finali
‘Melodifestivalen’ . Tam anlamıyla
Eurovision kıvamında geçen ve her karesinden haz alabileceğiniz bir yarışma bu. Hani bizim ülkede hep denir ya “Eurovision’u
en çok önemseyen biziz.” İşte bu sözü her duyduğumda sinirlenme sebebim bu
yarışmaları takip edip, izliyor olmam. Melodifestivalen’i izlemeye başladığım
yıldan itibaren bugüne kadar neler öğrendimi yazsam ciltlik kitap çıkabilir.
Boşuna dünyanın ikinci büyük müzik endüstrisi İsveç’de değil.
Melodifestivalen heyecanı ise sunucuların Danny Saucedo ve
Gina Drawi olduğunun açıklanmasıyla
başladı diyebiliriz. Gina’yı Hepimiz 2012 Melodifestivalen’i İsveç’in en iyi
seslerinden biri olan Sarah Dawn Finer ve oyuncu Helena Bergström ile birlikte
sunmasıyla tanıdık. Danny ise son yıllarda Melodifestivalen’in ‘Talihsiz
ikincisi’ olarak biliniyor. Danny’nin
macerası 2009’da grubu E.M.D ile birlikte ‘Baby Goodbye’ isimli şarkıyla
Melodifestivalen’de yarışmasıyla başlıyor. Ancak o sene finali 3. Bitirdiler. Bunun ardından Danny bu kez 2011 de ‘In
The Club’ isimli şarkıyla solo katıldı. Ancak 2010’da kazanamayınca yarışmaya geri
dönen Eric Saade’yi geçmeyi başaramadı. Bunun üzerine 2012’de
Danny, Eric gibi yapıp yeniden katıldı. Bu sefer de daha güçlü bir rakip olan
Loreen’in arkasında kaldı. 2 sene üst üste 2.bitirince bu sene sunucu olmanın
daha mantıklı olduğunu düşünmüş olsa gerek. (Bknz. Mans Zelmerlöw 2007’de 3.ü
2009’da 4.ü Bitirince 2010’da sunucu olmuştu)
Bana kalırsa Danny bu sene katılsaydı kazanmak için büyük
şansı vardı ancak sunucu olmasının da bize avantaj sağladığını söylemeliyim.
Melodifestivalen’in en güzel yanlarından biri sunucuların müzikal kıvamında
şarkılar söyleyip boş vakitleri doldurmalarıdır. Yıllardır M.F izlerim ama
hiçbir zaman bu seneki gibi harika bir show görmedim. Henüz 1. Yarı Final
akşamında böyle bir show seyrediyorsak bu akşam ve önümüzdeki haftalar da neler
seyrederiz bilemiyorum.
Açılışta Gina Euphoria’yı İsveççe sözlerle söylüyor. Bizim için
bir anlam ifade etmese de eğlenceli olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Showun yarısında Danny geçen seneki şarkısı
‘Amazing’ in showunda kullandığı kostümüyle geliyor.
Ve ağzımız
açık izlettiren o show. Danny’nin Sahneye ne kadar yakıştığı konusunda herkes
hemfikir muhtemelen. Sahnede ona eşlik edenler ise Komediyen ve aynı zamanda
2007 ve 2008 Melodifestivalen sunucu Kritian Luuk ile 2004 İsveç temsilcisi
Lena Philipsson.
Bu senenin 1. Yarı final şarkıları çok güçlüydü. Melodifestivalen’de
ilk kez geçen sene ‘Shout It Out’ ile gördüğümüz David Lindgren bu sene de
şansını denemek için gelmiş. David’i seyrettiğinizde aklınıza direk Eric Saade
ve Danny gelebilir. Ancak David’i onlardan ayıran avantajları ise sahnede daha
çok dans ettiği halde nefesi kesilmiyor ve kusursuz bir şekilde şarkıyı
söyleyip iniyor. David aynı zamanda müzikal oyuncusu ‘Singin’ in the Rain,
Hairspray, Mamma Mia ve High School Musical’ da oynamış. Verdiği bir ropörtajda
çocukluğundan beri Melodifestivalen hayranı olduğunu ve bu sahnede olmanın bile
onun için çok önemli olduğunu söylüyor. Bu seneki şarkısı ‘Skyline’ a gelirsek
de şarkı geçen senekinden çok da farklı değil.
Şarkının tarzı, David'in dansları ve kıyafetleri neredeyse aynı. Bu sene şansının daha yüksek olduğu da bir
gerçek. Nitekim gecenin direk finale gitmeye hak kazanan ilk ismi oydu.
Gecenin en
çok ilgi gören ikinci ismiyse YOHIO oldu. Sürekli kız mı erkek mi tartışmaları
yapıldı ama Twitterda YOHIO'nun da yazdığı üzere kendisi bir erkek. Ne yalan
söyleyeyim ilk gördüğümde ben de kız zannetmiştim. İsminden ve tarzından da
belli olacağı gibi Japon Rock grupları havasında ve normalde ‘Seremedy’ isimli grubun solisti fakat Melodifestivalen’de işleri biraz karıştırmış. Desaiha isimli rock grubunun
iki gitaristi ve kendi grubu Seremedy’nin davulcusuyla sahneye çıkıyor.
Tarzlarının alışılmışın dışında olması ise fazlasıyla işlerine yarıyor. Şarkısı ‘Heartbreak Hotel’ ise rock sevenden
de sevmeyenden de ilgi gördü ve görüyor.
(SVT her
sene birincilerin videolarını final akşamına kadar inernetten kaldırdığından
dolayı bir haftadır çok konuşulan iki birincinin şu an için bulunabilir videoları.)
Gecenin diğer iki kazananıysa Cookies ‘N’ Beans ile İsveçlilerin Efsane diye çağırdıkları
‘Eric Gadd’ oldu. İkisi de ‘Andra
Chansen’ yani İkinci Şans finaline
gitmeye hak kazandılar. Benim içinse gecenin en büyük şoku Avrupa çapında üne
sahip olan ve harika bir tarzı olan Jay – Jay Johanson oldu. Şarkısı Paris daha
ilk melodisinden insanı etkisi altına alıyor demek istiyorum ama sanırım bir
tek beni almış olacak ki geceyi son sırada bitirdi.