Bu Blogda Ara

Eurovision etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eurovision etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2013 Pazartesi

Buona Sera Italia!


Bu sene heyecanla beklediğim finallerden biri olan 'Festival Della Canzone Italiana Di Sanremo' Yarın yani 12 Şubat akşamı başlıyor!! Kısa adıyla Festival di Sanremo, 1951'den beri İtalya'nın Sanremo şehrinde yapılıyor. Önceleri 'Casino Di Sanremo'da yapılmaya başlanan yarışma, kapasitesinin yetersiz gelmesiyle 'Teatro Ariston'a taşınıyor ve hala burada yapılıyor. Yarışmanın büyük önemiyse Eurovision'un doğuşuna ilham olması. 


He sene İtalyanların heyecanla beklediği yarışmadan 63 yıldır İtalya'nın çok önemli isimleri geçmiş ve geçmeye de devam ediyor. Yarışmanın ilk birincisi ünvanı 'Nilla Pizzi'ye ait. Kazanma rekoru ise 1958,1959,1962 ve 1966'da yarışan Nel Blu Dipinto Di Blu / Volare isimli şarkıyla tanıdığımız İtalyanların efsanesi 'Domenico Modugno'nun. 


Yarışmanın biraz karışık bir sistemi var normalde benim de çok anlamadığım sistemi bu sene İtalyanca öğrenmemle büyük bir kısmını çözmüş bulunuyorum. Yarışmanın 2 Kategorisi bulunuyor Campioni (Şampiyonlar) ve Giovani (Gençler). Bu ayrım müzik piyasasında yeni olup olunmadığına ve daha önce yarışmaya katılıp katılınmadığına bağlı olarak yapılıyor. 14 sanatçı şampiyon 8 de gençler ekibinde bulunuyor. 

9 Şubat 2013 Cumartesi

'Eurovision'da Politika Var', 'En Çok Biz Önemsiyoruz' Yalanları!


Ne zaman “Eurovision’u en çok önemseyen ülke biziz” cümlesini duysam çok sinirlenirim. Haklı yanlarımı da diğer ülkelerin yaptıkları Eurovision tadında geçen ulusal finalleri seyrederek de anlayabilirsiniz. Eurovision’u önemsiyoruz elbet ama nasıl önemsiyoruz ona bir bakmak gerek.

Bizim ülkede  yapılan bir işe iyi mi kötü mü diye bakılmadan direk yerme moduna geçiliyor. ‘Yiğidi öldür ama hakkını da yeme’ cümlesini ya anlamıyoruz ya da artık lügatta yok. Bu yazının çıkma nedeniyse dün geceki Norveç Ulusal Finali olan MGP’de geçen senenin Eurovision Norveç temsilci Tooji’nin sahne alması. Tooji geçen sene tam da bu zamanlar MGP’de yarışmayı birinci bitirip ülkesini temsil etme hakkı kazanmıştı. Seçildiği günden beri bütün fanların gözdesi olmuştu. Norveçliler ve bütün Avrupa ona bayılıyordu ki sebebi de gerçekten MGP’de harika bir performans göstermesiydi ve bu yüzden Norveçlilerin ondan beklentileri çok büyüktü. Bakü’de ise işler bozulmaya başladı. Kendi yarı finalini geçti ama son sırada çıkarak zar zor geçti. Bununla birlikte finalde sonuncu oldu.

Şimdi şöyle bir düşünün bu olayı bizim sanatçılarımızdan biri yaşasa Türkiye’ye döndüğünde hatta daha dönmeden  neler duyar neler yaşardı? Pekala bunu geçtim en azından Yüksek Sadakat’in neler yaşadığını ne tepkiler aldığını düşünün. Eğer önemsemek derken iyi derece alamayan sanatçıyı yermek onu yeteneksiz bulmaktan ve aldığımız sonucu gurur yapmaktan bahsediyorsak evet bu anlamda Eurovision’u en çok önemseyen ülkeyiz.  Peki Tooji neler yaşadı? Kimse onun yeteneğininde kusur bulmadı, kimse ona artık o yokmuş gibi davranmadı. Aksine programlara katıldı, Junior Eurovision için yapılan ülke finalini sundu v.s  derken bu akşam tekrar MGP sahnesine çıktı. Üstelik ülkesine sonunculuk getirdiği şarkısının yeni versiyonuyla performans sergiledi ve ayakta alkış aldı. Tooji sadece bir örnek ve neredeyse her ülke sanatçılarına bu yönde davranıyor.

Anlatmak istediğim Avrupa çapında yapılan en büyük organizasyonlarından biri olan Eurovision yılda yalnızca 3 geceden ibaret ve ortaya çıkma sebebi de ‘Eğlenmek’. Kim kime ne oy vermiş, kim ne sonuç almış tartışıp gurur meselesine getirileceğine yalnızca eğlenmeye odaklanılsa yarışma amacına ulaşacak. Aslında yarışma amacında ama onu huzursuz yapan biz Türkleriz.

Yarışma’da politika yok mu? Var. Bunun en çok ekmeğini yiyen de Türkiye. İskandinav ülkeleri,  Sovyet ülkeleri, Balkan ülkeleri sürekli birbirine oy veriyorsa ne olmuş? Yarışmada tek bir birinci var ve o sıfatı da hep hak eden alıyor. Kimse çıkıp da diyemez ki bu ülke kendi komşularından dolayı birinci oldu. Alt tarafı 3,4 ülkenin puan vermesiyle birinci olunur mu?  

Söylediklerim size bir şey ifade etmiyorsa ve tam aksini düşünüyorsanız bu demektir ki Eurovision sizin için çok önemsiz, gereksiz bir şey. Bu durumda  sineye çekilin. İzlemek zorunda olmadığınız gibi yorum yapmak gibi bir sorumluluğunuz da yok. 

Heja Melodifestivalen!


Yılın en güzel dönemi Eurovision ile geçen 2 hafta olsa da biz fanların vazgeçilmezi olan bir diğer şeyse İsveç Ulusal Finali ‘Melodifestivalen’ .  Tam anlamıyla Eurovision kıvamında geçen ve her karesinden haz alabileceğiniz bir yarışma bu.  Hani bizim ülkede hep denir ya “Eurovision’u en çok önemseyen biziz.” İşte bu sözü her duyduğumda sinirlenme sebebim bu yarışmaları takip edip, izliyor olmam. Melodifestivalen’i izlemeye başladığım yıldan itibaren bugüne kadar neler öğrendimi yazsam ciltlik kitap çıkabilir. Boşuna dünyanın ikinci büyük müzik endüstrisi İsveç’de değil.



Melodifestivalen heyecanı ise sunucuların Danny Saucedo ve Gina  Drawi olduğunun açıklanmasıyla başladı diyebiliriz. Gina’yı Hepimiz 2012 Melodifestivalen’i İsveç’in en iyi seslerinden biri olan Sarah Dawn Finer ve oyuncu Helena Bergström ile birlikte sunmasıyla tanıdık. Danny ise son yıllarda Melodifestivalen’in ‘Talihsiz ikincisi’ olarak biliniyor. Danny’nin  macerası 2009’da grubu E.M.D ile birlikte ‘Baby Goodbye’ isimli şarkıyla Melodifestivalen’de yarışmasıyla başlıyor. Ancak o sene finali 3. Bitirdiler. Bunun ardından Danny bu kez 2011 de ‘In The Club’ isimli şarkıyla solo katıldı. Ancak 2010’da kazanamayınca yarışmaya geri dönen Eric Saade’yi geçmeyi başaramadı. Bunun üzerine 2012’de Danny, Eric gibi yapıp yeniden katıldı. Bu sefer de daha güçlü bir rakip olan Loreen’in arkasında kaldı. 2 sene üst üste 2.bitirince bu sene sunucu olmanın daha mantıklı olduğunu düşünmüş olsa gerek. (Bknz. Mans Zelmerlöw 2007’de 3.ü 2009’da 4.ü Bitirince 2010’da sunucu olmuştu)

Bana kalırsa Danny bu sene katılsaydı kazanmak için büyük şansı vardı ancak sunucu olmasının da bize avantaj sağladığını söylemeliyim. Melodifestivalen’in en güzel yanlarından biri sunucuların müzikal kıvamında şarkılar söyleyip boş vakitleri doldurmalarıdır. Yıllardır M.F izlerim ama hiçbir zaman bu seneki gibi harika bir show görmedim. Henüz 1. Yarı Final akşamında böyle bir show seyrediyorsak bu akşam ve önümüzdeki haftalar da neler seyrederiz bilemiyorum. 


Açılışta Gina Euphoria’yı İsveççe sözlerle söylüyor. Bizim için bir anlam ifade etmese de eğlenceli olduğu gerçeğini değiştirmiyor.  Showun yarısında Danny geçen seneki şarkısı ‘Amazing’ in showunda kullandığı kostümüyle geliyor.



Ve ağzımız açık izlettiren o show. Danny’nin Sahneye ne kadar yakıştığı konusunda herkes hemfikir muhtemelen. Sahnede ona eşlik edenler ise Komediyen ve aynı zamanda 2007 ve 2008 Melodifestivalen sunucu Kritian Luuk ile 2004 İsveç temsilcisi Lena Philipsson.



 Bu senenin 1. Yarı final şarkıları çok güçlüydü. Melodifestivalen’de ilk kez geçen sene ‘Shout It Out’ ile gördüğümüz David Lindgren bu sene de şansını denemek için gelmiş. David’i seyrettiğinizde aklınıza direk Eric Saade ve Danny gelebilir. Ancak David’i onlardan ayıran avantajları ise sahnede daha çok dans ettiği halde nefesi kesilmiyor ve kusursuz bir şekilde şarkıyı söyleyip iniyor. David aynı zamanda müzikal oyuncusu ‘Singin’ in the Rain, Hairspray, Mamma Mia ve High School Musical’ da oynamış. Verdiği bir ropörtajda çocukluğundan beri Melodifestivalen hayranı olduğunu ve bu sahnede olmanın bile onun için çok önemli olduğunu söylüyor. Bu seneki şarkısı ‘Skyline’ a gelirsek de şarkı geçen senekinden çok da farklı değil. Şarkının tarzı, David'in dansları ve kıyafetleri neredeyse aynı.  Bu sene şansının daha yüksek olduğu da bir gerçek. Nitekim gecenin direk finale gitmeye hak kazanan ilk ismi oydu.

Gecenin en çok ilgi gören ikinci ismiyse YOHIO oldu. Sürekli kız mı erkek mi tartışmaları yapıldı ama Twitterda YOHIO'nun da yazdığı üzere kendisi bir erkek. Ne yalan söyleyeyim ilk gördüğümde ben de kız zannetmiştim. İsminden ve tarzından da belli olacağı gibi Japon Rock grupları havasında  ve normalde ‘Seremedy’ isimli grubun solisti fakat Melodifestivalen’de işleri biraz karıştırmış. Desaiha isimli rock grubunun iki gitaristi ve kendi grubu Seremedy’nin davulcusuyla sahneye çıkıyor. Tarzlarının alışılmışın dışında olması ise fazlasıyla işlerine yarıyor.  Şarkısı ‘Heartbreak Hotel’ ise rock sevenden de sevmeyenden de ilgi gördü ve görüyor. 



(SVT her sene birincilerin videolarını final akşamına kadar inernetten kaldırdığından dolayı bir haftadır çok konuşulan iki birincinin şu an için bulunabilir videoları.)



Gecenin  diğer iki kazananıysa Cookies ‘N’ Beans  ile İsveçlilerin Efsane diye çağırdıkları ‘Eric Gadd’ oldu.  İkisi de ‘Andra Chansen’ yani  İkinci Şans finaline gitmeye hak kazandılar. Benim içinse gecenin en büyük şoku Avrupa çapında üne sahip olan ve harika bir tarzı olan Jay – Jay Johanson oldu. Şarkısı Paris daha ilk melodisinden insanı etkisi altına alıyor demek istiyorum ama sanırım bir tek beni almış olacak ki geceyi son sırada bitirdi.



Peki bu akşam Melodifestivalen'de ne göreceğiz?